Paradox
"Asıl komedi paradox saklayandır."
Eksik bir şeyler var sanki...
Gözü kör kartal kayıp
Serab imiş taş saat
Kollar bomboşmuş, ayıp...
Oysa parçalanmak kolaydır bizzat
Ebed kalsın derler ya hani
Ebed'e ebedi kalır
Ezelden gelmedikçe ebed sayma geleni
Güleni de anlayan gezgin bir kartal kalır
Eşsiz zamanın ardında bir komedi var sanki…
2014.08.07
Sevmek Güzel Seni
Karanlıkta fosfor olmak...
Görmüyorum derinleri
Çalışıyorum
Ama imkansız ulaşmak
Belki de korkuyorum
Korkuyla sevmek güzel seni…
2014.08.07
Yeter
Yeter bu gamsızlık
Rahata dayandın da gözünden kan mı geldi
Keskindir sözlerim ama kesmez
Kahkahanı karartmaz kasvetini körertmez
Kan içmiş çadır çökmüş çeşmeler kan mı kusar
Sansar salıncağını saklamış semtte pusar
Parça parça çalınmış pazarlarda senfoni
Pek pahalı satmışlar senin sahte sesini
Harami harmanı mı har vurup savurduğun
Davullar destanı mı karşı köyden duyduğun
Lafıma layık olsa elindeki al lale
Dururdun durdurmaya daha düşmezdin dile
2014.04.24
Düşeyaz
Düşeyaz beni
Beni bensiz gecelerde düşeyaz
Ilık meltemler okşarken içini
Varlığımı düşün çökmesin ayaz
Düşünmek seni
Senin ağzından yarını düşünmek
Geçmiş yoklarında kor ürpertini
Tadarken dumanında zehirlenmek
Bağlanmak sana
Sömürge çağında ipe bağlanmak
Fiyatı boynundaki tasmasına
Asık köle gibi pırangalanmak
Emelim olman
Zeytin dallarında birlik emelim
Ruhuna dalarsam akmazmış zaman
Çırpınan gönlüme dirlik emelim
Matemi tatmak
Dilimde adını anmak mı matem
Lafla olsa idi seyrine dalmak
İsyan bile nûr olurdu dem be dem
2014.04.01
Demezler
Derler ki şiirler yıpranır, çağ dışı kalır
Demezler ki yozlaşır diller
Ve demezler âşıklar günden güne azalır
Gönülden sevgililer…
Gözlere tutku başlar bazen
Bazen de yalnız güle
Sonra ne mey kalır alenen
Ve son bulur hasret bülbüle
Hatta kaşlar ok olmaz dillerde
Mermiler yağar bombalar patlar
Dertliyse de şarkılar düşürmez derde
Kısraklar önce çatlar sonra koşar
Sevgi hoşnutluğa döner zenginlik mala mülke
Bin parçanın peşinde milyon söz olur ülke
Saye gölge olmaktan çıkar vesile olur
Anlam karmaşasında kelâm da kalmaz bazen
Ama ne neyler nahoş ne nağmeler nazlanır
Bir sevdanın peşine bir umudun peşine
İnsan insandır her dem ne durur ne hızlanır
Gönül düşmeye görsün bir gönlün ateşine
2014.03.26
Işıksız
Küllere bezenmiş çocukluk düşleri belki
Evet artık yalnız
Ne desen boşa olduğunu bildiğin zamanki
Ağıtlar anlamsız
Nedensiz geliverir karanlık! Işıksızız…
2014.03.24
Ölüyorum...
Ölüyorum...
Yalnız kalmak,
İçimden gelen her şeyi yazmak...
Ölmek, zulüm, hançer, salam kokusu,
Belki ıstaka parçalamak,
Yalnız kalmak, ağlamak, yanmak...
Korkuyorum...
Kırık bir fincan gibi kalbim,
İçinde sade Türk kahvesi,
İçmeye çalışıyorum,
Çünkü hepsi akacak
Ama sıcak,
Son paramla aldığım,
Ölmeden önce,
Belki son yudumum
Biliyorum, bir daha olmayacak
Yanıyor ama içiyorum,
Yudum yudum...
Ve akarken merminin deştiği yaram
Son kahveyi dahi bitiremiyorum
Çünkü ölmeye,
Mecburum…
2014.03.17
Samarra
Ortadoğu sokaklarında madensuyu satmak vardı
Gül bahçelerinin perdelediği Samarra… Ah! Ne diyardı
Uzaktan bir ahbabın selamı gelir belki
Zahterle şifa bulan çocuk özlemindeki
Elinde ekmeğiyle gelen bir baba sesi
Muazzam bir heyecan ekmekse bahanesi
Rızadan ilerisi kavuşmaz derdi babam
Ezeli hayallerin engelinde kargaşam
Sonra bin bir karmaşa sanki fırtına çıktı
Ellerde dümen, yelken, lakin engel açıktı
Rızadan öte bir yol yok demiş ya her âdem
Kan revan oldu güller, insanlık oldu adem
Ağıtlar Samarra’dan ağıtlar Semerkand’a
Naz bir Doğu da değil tüm İslâm-ı cihân’da
Bahtımız yok demekte sığınır hâl kalmadı
Ağıtlar boşa gitti namlular boşalmadı
Hayat, hayat olmaktan çıktı imân geride
Azar azar karardı mümin gönüllerinde
Daraldı akarsular köpürdü akmaz ılık
Ilık bir poyraz eser yalnız kaldı yalnızlık
Râbb’im sen yardım eyle sürmez oldu acılık
2014.03.17
Uzun Hikaye
Bir kadın halı üzerinde oturan
Kalay tencerede köpüren yemek
Parmağında rastık taşlı yüzük
Ayak bileğinde halhal bilezik
Başını sağa sola salladı yabancı
Şüphe ile etrafına bakındı
Dışarıdaydı, evdeyse gözler saklıydı
Nefesi kesildi, heyecanlandı
Hayatını koyar
İçerdeki halıya
Namlu dolar
Üzüntü o büyük aşka
Küçük yanık elleri
Gömleğinde zeytinyağı lekeleri
Kadın dilidir
Savaşın bile hakkından gelir
Oysa alfabesini bilmiyor
Onun kolları, onun yumuşak fısıltısı
Elini yüzüne koydu
O şirin başına, göğsünün üzerindeki
Bir yay gibi sallanan kadın
Uyuyakaldı
Hava sıcaktı
Hayatını koyar
İçerdeki halıya
Namlu dolar
Üzüntü o büyük aşka
Bir kadın halı üzerinde oturan
Bir sehpa duvara dayanan
Ve bir ayağı olmayan
Akar devrilen sehpadan
Bir demlik sıcak çay
Hayatını koyar
İçerdeki halıya
Namlu dolar
Üzüntü o büyük aşka
Translating by Mehmet Ali Yılbaşı from the sing "Une Femme Assise - Riff Cohen" at:
2014.03.12
Varlık İçinde Yokluk
Yalanım tarihi taşımaz oldu
Ya o, ya o... olduk şimdi a dostlar
Hayaldim, hayalim ezelde kaldı
Gerçekler bir boşluk şimdi a dostlar
Keşkeler keşkesi keşf-i küheylan
Kurdun sırtladığı bir garip ceylan
Aslan dahi korkar kaçar koyundan
Var oluş içinde yokluk a dostlar
2014.03.05