DENEME

Yenisini yazdıkça bu sekmeyi daha da genişletecek şekilde karşılığı tam olarak "deneme" olmasa da bu tarza yakın olarak ürettiğimiz içerikleri paylaşmaya devam edeceğiz. Keyifli okumalar..!


Mehmet Ali Yılbaşı

  1. Çaresizlik Hakkında

Bir filmin nasıl ilerlediğini bilmenin iki yolu vardır: İzlemek yahut spoiler yemek...

Sonunda falancanın öldüğü bir filmi izlemek pek de eğlenceli olmasa gerek! Bu sebeple kendimizi en çok işler istediğimiz gibi gitmediğinde, mutsuz hissetmemiz gayet makul olacaktır. Fakat önümüzde ya başka bir seçenek yoksa? İşte buna kelimenin tam anlamıyla çaresizlik derim!

Peki çaresizlik bundan mı ibarettir? Belki de hayır; ama ne olabilir ki? Gelin beraber tüm ihtimalleri değerlendirelim!


Diyelim ki, hiç olmadığınız kadar çaresiz bir haldesiniz. Buraya varmak için epey bir yoldan gelmişe benziyorsunuz. Önce bir soluklanın da neler olduğunu en baştan anlatın. Hem bakarsınız her derdin bir devası vardır, kim bilir! Demek doğduğunuz yerin neresi olduğunu seçemediniz, tıpkı diğer milyarlarca insan gibi. Üstelik seçemediğiniz diğer şeyler "yer, cinsiyet, dil, din, ırk, ekonomi, sosyal çevre vs." de diğer herkes gibi. Şimdi bulunduğunuz yere çok seçenek arasından gelmişe benzemiyorsunuz üstelik. Mesela ilk "anne" demediyseniz "baba" da demiş olabilirsiniz, ama yine mi siz seçmediniz. Bunu böyle sürdürüp gitmek yerine tersini denemeye yani seçtiğiniz şeylere odaklanmaya kalkalım diyeceğim, bu sefer de düşünmenizi sağlayan iki faktörden biri yani bilinçdışı sizin kontrolünüzde bile sayılmaz. Üstelik ekonomik çevre kapitalist bir dünya için yeterince adaletsiz sonuçlar doğurabilir, öyle değil mi? Ve şimdi sırf dün heyecandan uyumadığınız ve geçmek istediğiniz testte ufacık bir detay gözünüzden kaçtığı için kaldığınızı, bu sebeple de çaresiz hissettiğinizi mi söylüyorsunuz?

Bütün bunları çözümlemek mümkün, ama bunu sırayla yaparsak ve Murphy bir kez olsun susmayı becerebilirse işin sonunda, bütün bu sitemi bir kenara bırakıp herşeyi yoluna koyabilir hatta sizi bu duygudan arındırabiliriz. Öyleyse şuradan başlayalım:


Merhaba benim adım Mehmet Ali. Yani öyle söylediler, ilk başta ben doğmadan bir iki gün önce. Hatta "söylediler" değil "söylemişler". Bana kalsa Muhammed Ali ismini tercih ederdim. Tabi bunun için ismimin Mehmet Ali olduğunu öğrenmem gerekti. Yani bana kalsa neyi tercih ederdim bilmiyorum. Belki de ismimin ne olduğunun bir önemi yoktur. Her ne kadar, insan ismi neyse ona çeker, gibi laflar duymuş olsam da, ismime sahip olan insanların merhametli olduğunu da duydum. Yani tam tersini söyleselerdi belki de gaddar olurdum. O zaman ismimi bir kenara bırakıp başka bir özelliği referans alalım ne dersiniz?

Merhaba ben yirmi yedi yaşındayım. Tam emin olmasam da yirmi iki kasımda doğduğum ve o vakitten bu vakite yirmi sekiz yıldan az geçtiği için böyle dedim. Ama bu da biraz sıkıntılı bir tarif olabilir. Çünkü ilk olarak hangi gün doğduğumu ben değil ailem biliyor. İkincisi de bir yıl kaç günse yirmi yedi yıl geçmiş olabilir? Miladi mi Hicri mi takvim kullanalım. Yahut dünyanın sırayla her karanlık ve aydınlık olmasının bir güne denk geldiğinden emin miyiz? Bu gidişle kendimi tarif edemeyeceğim. En iyisi kavramları bana öğretildiği gibi kabul edeyim! ve devam edeyim.

Merhaba eğer bu yazılanları okumayı sürdürüyor ve sana öğretilen her şeyin doğru olduğunu kabul etmeye devam ediyorsan burada yollarımız ayrılıyor. Eğer herşeyin doğru olması gibi bir zorunluluğun olmadığını fark edenlerdensen şu yöne devam edebiliriz:


Her gün sırayla gece ve gündüz oluyor. Her yıl sırayla dört mevsim yaşanıyor (iklim krizinden dolayı yaşanır gibi yapıyor da olabilir) ve herşey bu tekrarı koruyor olabilir. Olabilir mi? Mesela her şeyin bir tersi var mı ki birbirlerini sırayla takip edebilsin. Bakmakta fayda var!

Artı-Eksi, Siyah-Beyaz, Zıt-Denk, Gündüz-Gece, Az-Çok vs. Ama burada bir hile olmalı, mesela gündüzün tersi gece de günün tersi ne? Rüya olabilir mi? Birşeyin tersini düşünürken şöyle yaparız; o şeyi özelliklerine göre inceler ve o özelliklerin tam tersini bulmaya çalışırız. Bulduğumuzda ise "İşte!" deriz. Bu bunun tersidir. O halde tersinin o olduğuna benim sizi ikna edemeyeceğim ama sizin fark edebileceğiniz bir kaç örneğe yer verebiliriz sanırım.

Para-Ürün, Kitap-Kalem, Ekşi-Acı(Soda'daki gibi acı), Zaman-Oyun, Çaresizlik-Eylem... Kendimizi bir kavramla eşleştirdiğimizde, bu kavram bize asalak gibi yapışır ve kanımızı emmeye başlar. En iyisi kendimi iyi olan kavramlarla eşleştireyim! ve devam edeyim.

Merhaba eğer bu yazılanları okuyor ve kendini iyi kavramlarla eşleştirdiğin bir hayatı yaşamaya devam ediyorsan burada yollarımız ayrılıyor. Eğer bir kavramın mevcudiyetinin onun zıttı bir başka kavramla mümkün olduğunun farkına varanlardansan şu yönde devam edebiliriz:


İstikametimizi zıttı olmayana yani sıfıra hatta hiçe çevirdiğimizi varsayalım; nasıl olur da hiç olabiliriz ki, hem biz bir hiç olduğumuzda geride biz kalır mı?

Bu noktada hiçliği anlamak icap etmektedir. Hiç nedir? Hiçtir... Yani her ne her ne şekilde varsa ona kaynak olan sıfırla artık bir alakası kalmamış haldedir. Bu sebeple de o hiçlikten sıyrılmış, kavram veya kavramlar olmuştur. Bu durumda, olmamak gerek miyor mu hiç olmak için? Hem evet hem hayır. Hiç hariç herşeye köken olan faktör hiçin kendisi ise, hiç herşeyin birleşimine, bir olmasına çok benzerdir. Hiç olmanın temelinde herşey olmak yatar. Birşey nasıl herşey olur? Aslında zaten herşey olduğunu fark ederek. Her şeyin sen olduğunu hatta sırf şimdi sen bunları okuyasın diye bunları senin bana yazdırdığını düşünsene, çok komik olurdu değil mi? Belki de olmazdı...

Komedi nedir? Komedi sensin. Sen hayatın ve neşenin kaynağısın. Herşey sendedir ve herşey sana doğrudur. Yani her şey senin içindedir. Sen her şeyin içindesin. Kapıdan geçen girmiş mi olur, çıkmış mı olur? Bir yere girmiş bir yerden çıkmış olur. Demek ki, mekan kalmazsa kapıdan ve kapıdan geçenden başka (tıpkı boşluğun ortasında duran bir kapı gibi) artık geçmek de anlamını yitirmiştir. Kapıdan geçeni hem girmiş hem çıkmış sayayım! ve devam edeyim.

Merhaba eğer bunları yazıyorsan ve sen benden girdin, ben sana çıktım gibi düşünüyorsan burada yollarımız ayrılıyor. Eğer benim senin kapının girmenin çıkmanın onun bunun hatta her şeyin bir olduğunu fark ettiysen şu olsun:


Artık sana ne mutluluk ne hüzünün gereği yoktur. Mutlu olmaksa muradın sen mutluluğun kendi olursun. Üzüntü olmaksa muradın hüznün kendisi olursun. Muradın her ne ise osundur. Fakat o ve bir başka şey değil. Yani sen herşeysindir, bir o kadar da hiçbir şeysindir. Yani başına gelen her ne varsa iyi ya da kötü o sensindir... Öyle ki bu şeyin iyi ya da kötü olmasının senin için bir mahsuru kalmamıştır.


O halde sözlerimizi şu şekilde bitirelim, başına herşey gelebildiğine göre olasılıksal olarak bunların yarısı iyi yarısı kötü olacak. Sense bir tarafa baktığında mesela geçmişe; iyilik gören gözlerle baktığında herşey iyi, kötülük nazarıyla baktığında her şey kötü olacak. Lakin ne iyilik ne de kötülük yoktur. Yalnız sen varsın. Sen değerlisin ve önemlisin. Kendini görmemek senin için sonsuz zaman verebilir, tıpkı gördüğünde iyi görmenin iyilik verdiği gibi. Ama sen "ben" ya da "sen"e bakma. Zamanın olmadığını farket ki, en çaresiz hissettiğin o an, O'nun sana hiç kimseye vermediği kadar sana özgü hediyesi olsun. Senin O olmaya eren yolun olsun.


Ey hitap edilmeye dahi layık olmayan kişi, bil ki, benim sana senin neye layık olmadığını söylemem "hitap edilmeye layık" olmanın bir liyakat ürünü olduğunu yani ne kadar lüzumsuz olduğunu fark ettirmem içindir. Hitap ararsan bu sana yeter!

2022.06.08